Yok Edilen Kaderlerin Anıtı Murat Duşemov — Yasaya İnanmanın Bedelini Ödeyen Bir İnsan Murat Duşemov’un hikâyesi, ülkesinde yasanın herkes için eşit şekilde işlemesi gerektiğine inanan bir insanın hikâyesidir. Emirlere göre değil. Korkuya göre değil. Yukarıdan gelen talimatlara göre değil. Yasalara ve Anayasa’ya göre. Tam da bu inancı yüzünden onun hayatı fiilen yok edildi. Murat Duşemov silahlı bir radikal değildi, şiddet çağrısı yapmadı ve ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalışmadı. Tam tersine, Türkmenistan’da hukuk bilinci, Anayasa’ya saygı ve vatandaşların yasal hakları hakkında açıkça konuşan az sayıdaki insanlardan biriydi. O, hukuk devletinde son derece normal kabul edilen sorular soruyordu: Yetkililer ve polis neden çoğu zaman belge göstermiyor? Vatandaşlar neden yasal gerekçe sormaktan korkuyor? Anayasa neden yalnızca kâğıt üzerinde var? İnsanlar neden kendi haklarını bilmiyor? Murat’a göre toplumun en büyük sorunu korku ve hukuk bilgisizliğiydi ve sistem tam da bunu kullanıyordu. Bu nedenle sivil faaliyetlerle ilgilenmeye başladı, yasaları inceledi ve bir sivil platform ile siyasi parti kurma ihtimali üzerine konuştu. Bu hikâyenin en çarpıcı tarafı ise, Murat’ın ve yakınlarının anlattıklarına göre, Milli Güvenlik Bakanlığı çalışanlarının başlangıçta Türkmenistan’da gerçekten yasal değişimlerin ve yasal sivil faaliyetlerin mümkün olduğu izlenimini yaratmış olmalarıdır. Onunla görüştüler. Ülkenin “yeni insanlara” ihtiyaç duyduğunu söylediler. Yasal çerçevede yürütülen ılımlı sivil faaliyetlere tahammül edilebileceği hissi oluşturuldu. Murat buna inandı. Adalat Bakanlığı ile görüştü, siyasi parti kayıt prosedürlerini araştırdı, hukuki mekanizmaları inceledi ve gerçekten yasal yollarla hareket etmeye çalıştı. Aslında yaptığı şey, Türkmenistan yetkililerinin uluslararası platformlarda sürekli dile getirdiği kavramların aynısıydı: “hukukun üstünlüğü”, “sivil toplumun gelişimi” ve “Anayasa’ya saygı”. Ancak çok kısa sürede tüm bunların bir tuzak olduğu ortaya çıktı. Murat anayasal haklarını yalnızca sembolik ifadeler değil, gerçek vatandaşlık hakları olarak görmeye başladığı anda sistem için tehdit hâline geldi. Çünkü otoriter bir sistem için en tehlikeli insanlar silahlı kişiler değil, şu özelliklere sahip vatandaşlardır: yasaları bilen; yasaların uygulanmasını talep eden; soru sormaktan korkmayan; korkuyla değil, Anayasa’ya göre yaşamak isteyen insanlar. İşte bu insanlar sessizlik ve itaate dayalı sistemi sarsar. Bundan sonra baskılar başladı. 2021 yılında Murat, sözde tüberküloz teşhisi bahanesiyle zorla bulaşıcı hastalıklar hastanesine yatırıldı. Gerçek hastalarla birlikte tutuldu, kendisine bilinmeyen ilaçlar verildi ve tıp fiilen bir baskı ve korkutma aracı olarak kullanıldı. Daha sonra hakkında idari ve cezai davalar uydurulmaya başlandı. En bilinen olaylardan biri, Murat’ın bir poliklinikte annesi için aşı ve olası yan etkiler hakkında sorular sorduğu videoydu. Kimseyi tehdit etmedi. Bağırmadı. Kimseye saldırmadı. Sadece soru sordu ve açıklama talep etti. Ancak ertesi gün hakkında şikâyet oluşturuldu. Bundan sonra olaylar hızla büyüdü: para cezaları; gözaltılar; takip; aile üyelerine baskı; tehditler; sorgular; arkadaşlarının ve yakınlarının tutuklanması. Özellikle dikkat çeken olaylardan biri, Murat ve arkadaşının polis memurlarının yasa dışı taleplerine uymayı reddetmesi ve yapılan işlemlerin hukuki dayanağını sormasıydı. Sistem için bu başlı başına bir meydan okumaya dönüştü. Çünkü yetkililerden yasaya uymalarını isteyen bir vatandaş, diğer insanlar için de tehlikeli bir örnek hâline gelir. Gözaltına alındıktan sonra hakkında ceza davası açıldı. Daha sonra Murat’ın hücresine bazı kişiler yerleştirildi ve çıkan tartışmanın ardından bedensel zarar vermekle suçlanan kişi yine Murat oldu. İnsan hakları savunucuları ve yakınları bu davanın tamamen uydurma olduğunu düşünmektedir. Mahkeme süreci çok sayıda ihlalle gerçekleşti: aile bireylerine yanlış bilgi verildi; süreç şeffaf yürütülmedi; bağımsız soruşturma yapılmadı; aile adalet sağlayamadı. Sonuç olarak Murat Duşemov dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak hapishane bile onu susturamadı. Cezaevindeyken insan hakları ihlallerinden, uydurma davalardan ve siyasi mahkûmların durumundan söz etmeye devam etti. Diğer mahkûmlarla birlikte Birleşmiş Milletler temsilcilerine şu konular hakkında bilgi ulaştırmaya çalıştı: cezaevi içindeki baskılar; mahkûm haklarının ihlali; aile görüşmelerinin kısıtlanması; yakınlarla iletişimin engellenmesi; cezaevi yönetiminin kötü uygulamaları. Tam da bundan sonra baskılar daha da ağırlaştı. İlk cezasının süresi dolmaya yaklaşırken birçok kişi Murat’ın serbest bırakılacağını düşünüyordu. Ancak serbest bırakılmak yerine hakkında yeni bir ceza davası açıldı. Mevcut bilgilere göre yeni suçlamalar yine cezaevi içinde sözde bedensel zarar verme ve şiddet olaylarıyla ilgiliydi. İnsan hakları savunucuları bu suçlamaların da yeni bir kumpas olduğunu düşünmektedir. Fiilen, zaten tamamen cezaevi sisteminin kontrolü altında bulunan bir insana sekiz yıl daha hapis cezası verildi. Bu ek sekiz yıl, Türkmenistan’da siyasi mahkûmların yeni suçlamalar, kapalı davalar ve bağımsız soruşturmaların yokluğu yoluyla neredeyse süresiz şekilde cezaevinde tutulabildiğinin sembolü hâline geldi. Murat Duşemov’un hikâyesi korkunç bir gerçeği göstermektedir: Türkmenistan’da tehlikeli kabul edilenler suçlular değil, yasaya göre yaşamak isteyen ve Anayasa’ya saygı talep eden vatandaşlardır. Bu, ölmüş bir insan için yapılmış bir anıt değildir. Bu, yok edilen bir hayatın anıtıdır. Yasaya inanan ve tam da bu inancı nedeniyle cezalandırılan bir insanın hayatının anıtıdır. Bugün Murat Duşemov’un adı; siyasi baskının, ifade özgürlüğünün yok edilmesinin ve yetkililerin düşünebilen, soru sorabilen ve haklarını bilen vatandaşlardan duyduğu korkunun sembolü hâline gelmiştir. İfade özgürlüğü suç değildir. Yasalara saygı talep etmek aşırılık değildir. Vatandaşlık duruşu devlete tehdit değildir. Murat Duşemov’a özgürlük.
Dayanch olarak, her bireyin temel
haklarını korumak ve geliştirmek
için çalışıyoruz.