Türkmen Mucizeler Akademisi Gerçekliğin artık hayal gücüne yetişemediği zamanlar... 11 Haziran’da Türkmenistan, mucizelerin hâlâ var olduğunu dünyaya bir kez daha göstermiş oldu. Resmî açıklamalara göre, Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhamedov’a Ekonomi ve Siyaset Bilimleri alanında Profesörlük unvanı verildi ve kendisi aynı zamanda Türkmenistan Bilimler Akademisi Akademisyeni seçildi. Bu haber öylesine büyük bir ciddiyet ve tören havasıyla duyuruldu ki, dünyanın dört bir yanındaki birçok bilim insanı muhtemelen şimdi onlarca yıl boyunca araştırma yaparak, bilimsel makaleler yayımlayarak, öğrenciler yetiştirerek ve tezler savunarak yanlış bir yol izleyip izlemediklerini düşünüyordur. Görünüşe göre daha hızlı bir yöntem de varmış. Bir zamanlar akademik unvanlar, bilim uğruna geçirilen bir ömrün en yüksek takdiri olarak kabul edilirdi. Araştırmacılar yıllarını laboratuvarlarda, arşivlerde ve kütüphanelerde geçirirdi. Araştırmalar yapar, bilimsel tartışmalara katılır, bulgularını yayımlar ve insanlığın bilgi birikimine katkıda bulunurlardı. Bugün ise bazı ülkeler daha yenilikçi bir yaklaşım geliştirmiş gibi görünüyor. Bir akademik kariyer inşa etmek için onlarca yıl harcamak yerine neden doğrudan sonuca ulaşılmasın? Resmî açıklamaya göre yeni profesör ve akademisyenin başarıları o kadar kapsamlı ki ekonomi, siyaset, bilim, sanayi, inovasyon, uluslararası iş birliği ve hatta barışçıl dış politika gibi neredeyse akla gelebilecek her alanı kapsıyor. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Neden bu listeye astrofizik, tıp, arkeoloji ve uzay araştırmaları da eklenmedi? Belki de bunlar bir sonraki aşamanın konusudur. Bu hızla devam edilirse gelecekte şu tür duyurular görmek hiç şaşırtıcı olmayacaktır: Vatandaşlara sağlıklı bir yaşam dilediği için Tıp Profesörü; Resmî törenlerde yıldızları gözlemlediği için Uzay Bilimleri Akademisyeni; Hasat etkinliklerine katıldığı için Tarım Bilimleri Uzmanı; Yeni anıtların açılışını yaptığı için Onurlu Mühendis; Kendi kitaplarını okuduğu için Edebiyat Ödülü sahibi. Aslında bütün bunlar bir şaka gibi görülebilirdi. Ancak mesele bundan daha ciddidir. Bu tür törenlerin gölgesinde, yıllarını bilime ve eğitime adamış gerçek bilim insanları, öğretim üyeleri, araştırmacılar ve öğrenciler bulunmaktadır. Birçoğu akademik özgürlüğün sınırlı olduğu, kaynakların yetersiz kaldığı ve bağımsız araştırma ortamlarının bulunmadığı koşullarda çalışmalarını sürdürmektedir. Bilim, eleştirel düşünceyle ilerler. Akademik başarı, bağımsızlıkla mümkündür. Bilgi ise açık tartışma, kanıt ve özgür araştırma sayesinde gelişir. Akademik unvanlar bilimsel başarıların değil de siyasi makamların doğal bir uzantısı hâline geldiğinde kaçınılmaz bir soru ortaya çıkar: Bu unvanların gelecekteki değeri ne olacaktır? Tarih, siyasi gücün bilimden, eğitimden ve entelektüel liyakatten üstün tutulmaya çalışıldığı birçok örnekle doludur. Sonuç ise genellikle aynıdır. Bilimsel keşifler kalıcıdır. Siyasi unvanlar ise çoğu zaman geçicidir. On ya da yirmi yıl sonra insanlar bir kurulun aldığı bir başka törensel kararı büyük ihtimalle hatırlamayacaktır. Ancak insanlığın bilgi birikimine gerçekten katkıda bulunan bilim insanlarını, eğitimcileri ve araştırmacıları hatırlamaya devam edecektir; resmî kurumlar onlara büyük unvanlar vermemiş olsa bile. Şimdilik ise Türkmen Mucizeler Akademisi’ni tebrik etmekten başka bir şey kalmıyor. Çünkü bu akademi bir kez daha göstermiştir ki bazı yerlerde akademik unvanlar bilimsel başarılar için değil, siyasi gücü her türlü ayrıcalık ve payenin kaynağına dönüştürme becerisi için verilmektedir. Görünüşe göre bu akademide mucizeler artık istisna değil, sıradan bir idarî işlem hâline gelmiştir.
Dayanch olarak, her bireyin temel
haklarını korumak ve geliştirmek
için çalışıyoruz.