Türkmenistan’da Son Zil: Kutlamaların Ardındaki Kaygı ve Belirsizlik Bugün Türkmenistan’da Son Zil kutlamaları yapılıyor. Beyaz kurdeleler, özenle ütülenmiş kıyafetler, çiçekler, hatıra fotoğrafları, gülümseyen öğretmenler ve mezunlar… Birkaç saat boyunca her şey umut dolu ve neşeli görünüyor; sanki gençlerin önünde parlak bir gelecek varmış gibi. Fakat resmi törenlerin ve gösterişli kutlamaların arkasında acı bir soru duruyor: Bu mezunların gerçekten kendi ülkelerinde bir geleceği var mı? Bugünün öğrencileri, karşılaşacakları gerçeği artık çok iyi anlamaya başlıyor. Bilginin, yeteneğin ve kişisel gelişimin değil; korkunun, bağlantıların, paranın ve rüşvetin belirleyici olduğu bir sistemde yaşamaya hazırlanıyorlar. Türkmenistan’da gençler küçük yaşlardan itibaren özgürce kendilerini ifade etmeyi değil, kontrol altında yaşamayı öğreniyor. Okullar giderek bireyselliğin ve bağımsız düşüncenin geliştiği yerler olmaktan uzaklaşıyor. Kişiliği ve yaratıcılığı desteklemek yerine öğrenciler şunlarla karşılaşıyor: — tek tip kıyafet zorunluluğu; — baskı ve sürekli yasaklar; — eleştirel düşünce yerine kişilik kültü; — hata yapma korkusu; — kitap ve defter kontrolleri; — davranış denetimi; — kişisel sınırların ihlali ve aşağılanma. Özellikle kız öğrencilerle ilgili bekâret kontrolü iddiaları, uluslararası toplumda ve insan hakları çevrelerinde ciddi endişe yaratmaktadır. Bu tür uygulamaların eğitimle, ahlakla veya insan onuruna saygıyla hiçbir ilgisi yoktur. Peki, böylesine baskıcı bir ortamda nasıl bir nesil yetişmektedir? Bu mezunları okuldan sonra ne bekliyor? Üniversiteye giriş çoğu zaman rüşvet gerektiriyor. İş bulmak için bağlantılar veya rüşvet gerekiyor. Eğitimli insanlar bile son derece düşük maaşlarla yaşam mücadelesi veriyor. Sonuç olarak insanlar, hayatta kalabilmek için yolsuzluğun parçası olmaya zorlandıkları bir sistemin içine sürükleniyor. Böylece korkunç bir döngü oluşuyor: gençler büyürken her yerde yolsuzluğu görüyor, daha sonra ise yaşamlarını sürdürebilmek için aynı sistemin parçası olmaya zorlanıyorlar. Fakat birçok genç bu aşamaya bile ulaşmadan ülkeyi terk ediyor. Binlerce Türkmenistan vatandaşı iş, eğitim, güvenlik ve insanca bir yaşam umuduyla ülkesinden ayrılıyor. Kimileri Türkiye’ye, kimileri Belarus’a, Rusya’ya, Avrupa ülkelerine veya başka yerlere gidiyor. İnsanlar yalnızca ülkelerini değil, aynı zamanda gelecek umutlarını da terk ediyor. Bu nedenle çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Gençler neden geri dönmek istesin? Korku içinde yaşamak için mi? Sessiz kalmak için mi? Yoksulluk maaşlarıyla hayatta kalmak için mi? Bağımsız düşünme hakkından mahrum bırakılmak için mi? Kendi hayatlarını kurmak yerine iktidara bağlılık göstermek için mi? Bir devlet, gençlerden vatan sevgisi bekleyebilir mi; eğer o devlet onların özgürlüğünü, onurunu ve umutlarını sistemli şekilde ellerinden alıyorsa? İnsanlar nasıl aile kurmak ve çocuk yetiştirmek istesin; eğer toplum korku, belirsizlik ve umutsuzluk içinde yaşıyorsa? Bugün demografik kriz, kitlesel göç ve gençlerin devlete olan güvenini kaybetmesi Türkmenistan’ın en ciddi sorunlarından biri haline gelmiştir. Ve belki de en acı gerçek şudur: Bunu mezunlardan çok, anne ve babalar daha iyi anlamaktadır. Bugünün mezunları hâlâ müziğin, kutlamaların ve son okul gününün tadını çıkarmaya çalışıyor olabilir. Fakat aileleri başka şeyleri düşünüyor: — çocuklarının geleceğini nasıl güvence altına alacaklarını; — gerekli parayı nereden bulacaklarını; — onları işsizlikten ve umutsuzluktan nasıl koruyacaklarını; — göç nedeniyle çocuklarını nasıl kaybetmeyeceklerini; — sistemin onların hayatlarını mahvetmesini nasıl engelleyeceklerini. Son Zil töreni yalnızca birkaç saat sürüyor. Sonrasında ise gerçek hayat başlıyor. Belirsizlikle dolu bir hayat. Korkunun gölgesindeki bir hayat. Çok az fırsat sunan bir hayat. Eğer devlet gerçekten geleceğini korumak istiyorsa, yalnızca gösterişli kutlamalar düzenlemekle yetinmemelidir. Gençlerin: — özgürce eğitim alabildiği; — kendilerini ifade edebildiği; — rüşvetsiz çalışabildiği; — insan onuruna yakışır şekilde yaşayabildiği; — korkmadan konuşabildiği; — kendi ülkelerinde bir gelecek görebildiği koşulları oluşturmalıdır. Çünkü özgür, eğitimli ve geleceğe umutla bakabilen bir gençlik olmadan hiçbir ülkenin gerçek bir geleceği olamaz.
Dayanch olarak, her bireyin temel
haklarını korumak ve geliştirmek
için çalışıyoruz.