Telefonla Verilen Adalet: Jeren Altyyeva'nın Davası Türkmenistan'da Cezasızlığın Sembolüne Nasıl Dönüştü? Kaynak: Turkmen.news https://turkmen.news/ Türkmenistan yönetimi ne zaman hukukun üstünlüğünden ve vatandaşların haklarının korunmasından söz etse, gerçek yaşamdan örnekler çoğu zaman bambaşka bir tablo ortaya koymaktadır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Jeren Altyyeva ile reşit olmayan kızı Ogulnur Pelvanova'nın davasıdır. Bu dava artık sıradan bir ceza soruşturmasının çok ötesine geçmiş ve ülkenin adalet sistemindeki derin krizin sembollerinden biri hâline gelmiştir. Yaklaşık bir yıldır maruz kaldığı iddia edilen cinsel şiddetin faillerinin cezalandırılması için mücadele eden bir annenin hikâyesi, yalnızca tek bir ailenin yaşadığı acıları değil, aynı zamanda devlet kurumlarının nüfuz sahibi kişileri korurken mağdurlar üzerinde nasıl baskı kurabildiğini de gözler önüne sermektedir. Turkmen.news'ün aktardığına göre, Aşkabat Savcılığı bir kez daha cezai kovuşturma başlatmayı reddederek olayda "suç unsuru bulunmadığı" sonucuna varmıştır. Oysa soruşturma sırasında daha önce tıbbi raporlar, psikolojik değerlendirmeler, tanık ifadeleri ve şiddetin gerçekleştiğini gösterdiği belirtilen diğer deliller toplanmıştı. Daha da dikkat çekici olan nokta ise Bayramalı ve Bağtıyarlyk etraplarında yürütülen ilk soruşturmalarda, soruşturma makamlarının ceza davası açılması için yeterli hukuki gerekçelerin bulunduğu sonucuna varmış olmalarıdır. Ancak dosya daha sonra Aşkabat'a devredilmiş ve fiilen durdurulmuştur. Habere göre, daha önce çocuğun ifadelerinin güvenilirliğini doğrulayan uzman raporları aniden tartışmalı hâle getirilmiş, tanık ifadeleri farklı şekilde yorumlanmış ve daha önce önemli kabul edilen deliller hukuki değerini yitirmiştir. Böylesine keskin bir yaklaşım değişikliği, soruşturmanın bağımsızlığı ve sürece dışarıdan müdahale edilmiş olabileceği konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bir diğer endişe verici husus ise, devlet kurumlarının mağdurları korumak yerine dikkatlerini doğrudan Jeren Altyyeva'ya yöneltmiş olmalarıdır. Turkmen.news'e göre Altyyeva defalarca savcılığa çağrılmış, telefon görüşmeleri hakkında sorgulanmış, davayı kamuoyunda dile getirmemesi yönünde baskıyla karşılaşmış ve evinin önünde sivil kıyafetli görevliler tarafından sürekli gözetim altında tutulmuştur. Ayrıca ülke dışına çıkışının yasaklandığını öğrendiği ve bunun uluslararası koruma arayışını fiilen engellediği bildirilmektedir. Reşit olmayan kızının durumu ise özellikle kaygı vericidir. Habere göre, yaşadığı iddia edilen istismar ağır psikolojik travmalara yol açmış ve intihar girişimiyle sonuçlanmıştır. Çocuğun durumu psikologlar ve sağlık uzmanları tarafından belgelendiği belirtilmesine rağmen, bu bulguların etkin bir koruma sağlanmasına ya da sorumluların yargılanmasına yol açmadığı ifade edilmektedir. Yayın ayrıca aileye hukuki destek sağlayan avukatlar ve diğer kişilere yönelik baskılara da dikkat çekmektedir. Turkmen.news'e göre bazı avukatlar, devlet makamlarının baskısı nedeniyle davadan çekilmek zorunda kalmış ve bu durum mağdurların etkili hukuki yardım alma hakkını ciddi biçimde zayıflatmıştır. Davanın bir diğer önemli boyutu ise, sanığın etkili devlet yetkilileriyle olası bağlantılarına ilişkin iddialardır. Turkmen.news, çeşitli kaynaklara ve Jeren Altyyeva'nın açıklamalarına dayanarak bu bağlantıların davanın seyrini etkilemiş olabileceğini aktarmaktadır. Ancak bu iddiaların bağımsız bir mahkeme tarafından doğrulanmadığını belirtmek önemlidir. Eğer haberde yer alan bilgiler doğruysa, bu olay artık yalnızca tek bir ceza dosyasından ibaret değildir. Aynı zamanda devlet kurumlarının, kişinin makamı, siyasi nüfuzu veya kişisel ilişkileri ne olursa olsun, herkes için hukuk önünde eşitliği sağlayıp sağlayamayacağı sorusunu da gündeme getirmektedir. Bu tür davalar, cinsel şiddet mağdurlarının adalete başvurma cesaretini de zayıflatmaktadır. İnsanlar, tıbbi raporların, uzman görüşlerinin, tanık ifadelerinin ve uzun süren soruşturmaların bile adaletin sağlanmasına yetmediğini gördüklerinde, yaşadıklarını bildirmekten vazgeçebilmektedir. Bunun sonucu olarak suçlar görünmez kalmakta, cezasızlık kültürü ise daha da güçlenmektedir. Sorun özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet vakalarında daha da ağır sonuçlar doğurmaktadır. Uluslararası insan hakları standartları devletlere bu tür suçları hızlı, bağımsız, tarafsız ve etkili biçimde soruşturma, mağdurları koruma ve her türlü baskı ile yıldırmayı önleme yükümlülüğü getirmektedir. Devlet kurumlarının bizzat baskının kaynağı hâline gelmesi ise adalet sistemine duyulan güveni kaçınılmaz olarak sarsmaktadır. Bugün Jeren Altyyeva'nın davası yalnızca bir annenin ve kızının adalet mücadelesini temsil etmemektedir. Aynı zamanda Türkmenistan'da insan haklarının ne ölçüde korunduğunu, soruşturma makamlarının ve savcılık sisteminin ne kadar bağımsız olduğunu ve devlet kurumlarının temel görevlerini yerine getirerek mağdurları mı, yoksa güç ve nüfuz sahibi kişileri mi koruduğunu gösteren önemli bir sınav niteliği taşımaktadır. Bu nedenle dava yalnızca bağımsız gazetecilerin ve insan hakları savunucularının değil, uluslararası toplumun da dikkatini çekmektedir. Tüm tarafların haklarına saygı gösteren, gerçekten bağımsız, tarafsız ve şeffaf bir soruşturmanın yürütülmesi, hem hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi hem de Türkmenistan'ın uluslararası insan hakları yükümlülüklerini yerine getirmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Dayanch olarak, her bireyin temel
haklarını korumak ve geliştirmek
için çalışıyoruz.