Sessizliğin Bedeli: Türkmenistan'da Et Fiyatları Yükselirken, Bunu Dile Getirenler Susturuluyor Türkmenistan'ın devlet medyası ülkenin "istikrarlı ekonomik büyümesini" ve "refahını" anlatmaya devam ederken, bağımsız yayın kuruluşu Azatlyk Radiosy, temel gıda fiyatlarında, özellikle de et fiyatlarında yaşanan yeni artışları bir kez daha gündeme taşıdı. Et, giderek daha fazla aile için ulaşılması zor bir lüks hâline geliyor. Azatlyk'ın haberine göre, Ahal vilayetinde et ve et ürünlerinin fiyatları son günlerde %10 ila %30 oranında arttı. Devlet mağazalarında satılan etin kilogram fiyatı 20 manattan 30 manata yükseldi. Özel pazarlarda ise durum daha da ağır. Kemikli etin kilogram fiyatı yaklaşık 130 manattan 140 manata, kemiksiz etin fiyatı ise 140 manattan 170 manata çıktı. Bölge sakinleri gazetecilere, artık giderek daha az insanın et satın alabildiğini söylüyor. Birçok aile tavuk, yumurta, sebze ve süt ürünleri gibi daha ucuz gıdalara yönelmek zorunda kalıyor. Kasaplar ve satıcılar da müşteri sayısının ciddi şekilde azaldığını, et satışının artık kârlı olmaktan çıktığını ifade ediyor. Bütün bunlara rağmen Türkmenistan yetkilileri son fiyat artışlarıyla ilgili hiçbir resmî açıklama yapmadı. Devlet kontrolündeki medya ise, milyonlarca insanın yaşam standardını doğrudan etkileyen bu konuyu her zamanki gibi görmezden gelmeye devam ediyor. Gerçeği Söylemenin Bedeli Ancak Türkmenistan'daki sorun yalnızca artan fiyatlar değildir. Daha da endişe verici olan, bu sorunları açıkça dile getirmenin giderek daha tehlikeli hâle gelmesidir. Ülkede et fiyatlarındaki artışı kamuoyu önünde dile getirdiği için trajik bir akıbet yaşayan bir kişinin hikâyesi hâlâ hafızalardadır. Kasım 2025'te "Hitrowskin" takma adıyla tanınan Türkmen blogger Didar, yayımladığı bir videoda et fiyatlarındaki hızlı artışı ve halkın yaşam koşullarının kötüleşmesini açıkça eleştirdi. Aslında dile getirdiği sorunlar, binlerce insanın her gün yaşadığı ancak korkudan yüksek sesle söyleyemediği gerçeklerdi. Videonun yayımlanmasının ardından Didar ortadan kayboldu. Daha sonra Azatlyk Radiosy kendi gazetecilik araştırmasını yürüttü. Gazeteciler, Didar'ın mezarını bulduklarını duyurdu. Ancak ölümünün koşulları bugüne kadar bağımsız ve şeffaf bir şekilde soruşturulmadı; yetkililer de kamuoyuna ikna edici hiçbir açıklama yapmadı. Aynı haberde Azatlyk, sosyal medya kullanıcılarına yönelik baskının giderek arttığını da ortaya koydu. Tanıklara göre insanlar sorguya çağrılıyor, cep telefonları inceleniyor, eleştirel yorumlarını silmeleri ve bağımsız medya kuruluşlarıyla iletişim kurmamaları yönünde uyarılıyor. Daha da kaygı verici olan ise bazı tanıkların ifadelerine göre Didar'ın akıbetinin, diğer vatandaşları korkutmak amacıyla örnek olarak gösterilmesidir. Bu tür uygulamalar, insanların en temel sosyal ve ekonomik sorunları bile dile getirmekten çekindiği bir korku ortamı yaratmaktadır. Bağımsız Medya Neden Hayati Öneme Sahiptir? Bağımsız gazetecilik olmasaydı, dünya belki de ne artan gıda fiyatlarını, ne Didar'ın kayboluşunu, ne de Türkmenistan'da vatandaşlara yönelik baskıları öğrenebilecekti. Bağımsız medya, susturulmak istenen insanların sesidir. Gazeteciler gerçekleri belgeleyen, kanıtları koruyan, araştırmalar yürüten ve yaşananları uluslararası toplumun gündemine taşıyan kişilerdir. Özgür basın devlete karşı bir tehdit değildir. Aksine, toplumun en önemli güvencelerinden biridir. Sivil Dayanışmanın Gücü Otoriter rejimler insanları yalnızlaştırmaya çalışır. Yalnız kalan bir insanı korkutmak, susturmak ve baskı altına almak çok daha kolaydır. İşte bu nedenle dayanışma büyük önem taşır. Vatandaşlar birbirine sahip çıktığında, gazeteciler araştırmalarını sürdürdüğünde, insan hakları savunucuları ihlalleri belgelediğinde, uluslararası kuruluşlar hesap sorulmasını talep ettiğinde ve toplum yaşanan trajedileri unutturmadığında, iktidarın cezasızlıkla hareket etmesi çok daha zor hâle gelir. Sivil dayanışma; başkalarının yaşadığı acılara kayıtsız kalmamak, insan hakları ihlallerini dile getirmek, bağımsız medyayı desteklemek, doğrulanmış bilgileri paylaşmak ve adalet talep etmekle başlar. Didar'ın hikâyesi yalnızca bir bloggerın trajedisi değildir. Bu hikâye, Türkmenistan'da gerçeği söylemenin ne kadar ağır bir bedeli olabileceğini göstermektedir. Ama aynı zamanda bize şunu da hatırlatmaktadır: Sessizlik hiçbir zaman toplumu korumamıştır. Birlikte Daha Güçlüyüz Artan gıda fiyatları Türkmenistan'da yaşayan herkesi etkilemektedir. Bu sorunları özgürce dile getirme hakkı da herkese ait olmalıdır. İnsanlar birbirine ne kadar çok destek olursa, onları tek tek susturmak da o kadar zorlaşacaktır. Bu nedenle bağımsız medya, sivil toplum aktivistleri, insan hakları savunucuları ve duyarlı vatandaşlar aynı ortak mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır. Ancak birlikte hareket ederek, birbirimizi destekleyerek ve gerçeğin unutturulmasına izin vermeyerek gerçek değişim sağlanabilir. Tarih göstermektedir ki otoriter rejimler korku ve sessizlikten güç alır. Sivil toplum ise dayanışmadan, karşılıklı destekten ve herkesin gerçeği söyleme hakkını birlikte savunma kararlılığından güç alır.
Dayanch olarak, her bireyin temel
haklarını korumak ve geliştirmek
için çalışıyoruz.