On Aydırdır Süren Acı, Sessizlik ve Cezasızlık

On Aydırdır Süren Acı, Sessizlik ve Cezasızlık

On Aydırdır Süren Acı, Sessizlik ve Cezasızlık Alişer Sakhadov ve Abdulla Orusov’un Kaybolması, Devam Eden Sınır Aşan Baskının Bir Sembolü Olmaya Devam Ediyor Bugün, Türkmen sivil aktivistler ve blog yazarları Alişer Sakhadov ile Abdulla Orusov’un kaybolmasının üzerinden tam on ay geçti. Tam on ay önce, Türkiye’nin Edirne şehrindeki deportasyon merkezinden çıktıktan sonra izlerini kaybettirdiler. O günden bu yana ne resmi bir açıklama yapıldı, ne şeffaf bir soruşturma yürütüldü, ne ailelere cevap verildi ne de sorumlular hesap verdi. Bazıları için on ay sadece bir rakamdır. Birbirinden farkı olmayan sıradan günlerdir. Ancak Alişer Sakhadov’un ailesi, özellikle eşi Gülyaly Hasanova ve dört çocuğu için, dostları, mücadele arkadaşları ve gerçeği aramaya devam eden herkes için bu on ay bitmek bilmeyen psikolojik bir işkenceye dönüştü. Bu on ay: — gözyaşı; — çaresizlik; — uykusuz geceler; — yüzlerce resmi başvuru; — binlerce mektup; — onlarca protesto ve dayanışma eylemi; — belgesel filmler; — uluslararası kuruluşlara yapılan çağrılar; — en küçük bir bilgi kırıntısını bulma çabası; — en azından dürüst bir cevap alma umuduyla geçti. Her şey onlarca, yüzlerce ve binlerceyle ölçüldü. Bir şey hariç: Sonuç. Sonuç hâlâ aynı: sessizlik. Hâlâ güvenlik kamerası kayıtları yok. Hâlâ şeffaf bir soruşturma yok. Hâlâ kaybolan aktivistlerin akıbetine dair tam bilgi yok. Hâlâ hesap veren kimse yok. Hâlâ cezalandırılan sorumlular yok. Güvenlik kamerası görüntülerinin olmaması, bu sınır aşan suçta kimlerin rolü olabileceğine dair şüpheleri daha da artırmakta ve böylesine önemli delillerin neden hâlâ kamuoyundan gizlendiği sorusunu gündeme getirmektedir. Fakat aileler bu on ay boyunca sadece belirsizliğin acısıyla karşı karşıya kalmadı. Aynı zamanda başka bir şiddet biçimiyle de karşılaştılar: manevi yıkımla. Bir eş kocasını ararken… Çocuklar babalarını beklerken… Dostlar arkadaşlarını ararken… Mücadele arkadaşları gerçeği talep ederken… Karşılığında şunlarla yüzleştiler: — siber zorbalık; — hakaretler; — aşağılanma; — baskı; — tehdit; — itibarsızlaştırma girişimleri. Sadece sessiz kalmayı reddettikleri için. Sadece gerçeği aramaya devam ettikleri için. Bu on ay, yalnızca aktivistleri değil, onların hatırasını da yok etmeye yönelik girişimlerin yaşandığı bir dönem oldu. Gerçeği yok etmeye, izleri silmeye, korku yaymaya ve konuşmaya devam eden insanları psikolojik olarak çökertmeye çalıştılar. Çünkü halkın sesi, adaletin, onurun ve gerçeğin sesi olan insanlar; korku üzerine kurulu bir sistem için tehlikelidir. Bazen artık güç kalmadığı hissedildi. Bazen tam bir umutsuzluk yaşandı. Bazen kimsenin yardım etmeyeceği ve adaletin artık var olmadığı düşünüldü. Fakat sonra şu gerçek ortaya çıkıyor: Eğer bugün susarsak, yarın bu suçlar tekrar devam edecek. Soruşturma olmadan. Ceza olmadan. Sonuç olmadan. İşte bu yüzden sınır aşan baskılar devam ediyor. İşte bu yüzden yeni trajediler yaşanmaya devam ediyor. Maral Annaeva örneğinde olduğu gibi. Bir insanı korumak yerine hayatının yok edilmesi… Uluslararası mekanizmaların zamanında harekete geçmemesi… Ailelerin korku, belirsizlik ve çaresizlikle baş başa bırakılması… Bugün giderek daha fazla insan şunu anlıyor: bunlar münferit olaylar değildir. Bu artık bir sistemdir. Bir baskı sistemi. Bir korkutma sistemi. Eleştirel sesleri susturma sistemi. Türkmenistan vatandaşlarını ülke sınırları dışında hedef alan sınır aşan bir takip ve baskı sistemi. Çünkü kendi halkının güvenini kaybetmiş bir yönetim artık gücünü saygıdan, hukuktan veya adaletten almamaktadır. Gücünü korkudan almaktadır. Konuşma korkusu. Eleştirme korkusu. Hak talep etme korkusu. Kaçırılma, deport edilme veya kaybolma korkusu. Bir devlet kendi vatandaşlarından korkmaya başladığında, artık ülkenin gerçek sorunlarıyla değil, bu sorunları dile getiren insanlarla savaşmaya başlar. Bu yüzden aktivistler, gazeteciler, blog yazarları ve insan hakları savunucuları hedef alınmaktadır. Çünkü baskı, tehdit, sindirme ve muhalif seslerin yok edilmesi olmadan böyle bir sistem ayakta kalamaz. Çünkü şu gerçekleri sonsuza kadar gizlemek mümkün değildir: — kriz; — yolsuzluk; — kitlesel göç; — yoksulluk; — korku; — ifade özgürlüğünün yokluğu; — insan hayatlarının mahvedilmesi. İşte bu yüzden bu gerçekleri dile getiren insanlar susturulmak istenmektedir. Fakat sessizlik adaleti geri getirmeyecek. Sessizlik bu suçları durdurmayacak. Sessizlik kaybolan insanları ailelerine geri döndürmeyecek. Bugün Alişer Sakhadov ve Abdulla Orusov’un hikâyesi artık sadece iki ailenin trajedisi değildir. Bu hikâye, Türkmenistan vatandaşlarına yönelik sınır aşan baskı sisteminin bir sembolü hâline gelmiştir. Bağımsız bir uluslararası soruşturma yürütülene, kamuoyu gerçekleri öğrenene ve sorumlular tespit edilip hesap verene kadar bu hikâye sona ermeyecektir. Hiç kimse unutulmadı. Hiçbir şey unutulmadı. Biz taleplerimizi sürdürmeye devam ediyoruz: — bağımsız bir uluslararası soruşturma yürütülmesi; — tüm bilgi ve güvenlik kamerası kayıtlarının açıklanması; — Alişer Sakhadov ve Abdulla Orusov’un akıbetinin açıklığa kavuşturulması; — sorumluların hesap vermesi; — sınır aşan baskıların sona erdirilmesi; — aktivistler ve insan hakları savunucuları için acil insani koruma mekanizmalarının oluşturulması; — Türkmenistan vatandaşlarına yönelik devam eden kaybolmalar, deportasyonlar ve baskılar konusunda uluslararası toplumun derhal harekete geçmesi. İfade özgürlüğü suç değildir. Adalet talep etmek suç değildir. İnsanların kaybedilmesi suçtur.

İletişime Geçin

Dayanch olarak, her bireyin temel haklarını korumak ve geliştirmek için çalışıyoruz.

İletişime Geç
Logo