Akdaş Cezaevi: Aylardır Haber Yok, Tüberküloz İddiaları ve Yakınlarının Hayatta Olup Olmadığını Bilemeyen Aileler Türkmenistan’daki Akdaş Cezaevi’nde yaşanan durum, mahkûmların yaşamı ve sağlığı konusunda ciddi endişelere yol açıyor. Azatlık Radyosu’nun 7 Eylül 2026 tarihli haberine göre, birçok aile haziran ayından bu yana cezaevindeki yakınlarıyla fiilen tüm iletişimini kaybetmiş durumda: telefon görüşmeleri yapılmıyor, ziyaretlere izin verilmiyor, ilaç ve gıda gönderilemiyor ve mahkûmların sağlık durumları hakkında neredeyse hiçbir resmî bilgi verilmiyor. Balkan, Mary, Lebap ve Ahal bölgelerinden kaynaklar, bazı mahkûmların Akdaş Cezaevi’nin yeni binasına nakledilmesinin ardından kendileriyle iletişimin tamamen kesildiğini aktardı. Bir kadın, eşinin daha önce haftada yaklaşık iki kez telefon ettiğini, ancak haziran ayında yeni binaya nakledileceğini söylemesinden sonra aramaların tamamen durduğunu belirtti. Aile, yaklaşık dört aydır kendisinden hiçbir haber alamıyor. Diğer mahkûm yakınları ise üç aydan uzun süredir cezaevine gıda ve ilaç dahi ulaştıramadıklarını söylüyor. İnsanlar cezaevinin kapısına kadar gitmelerine rağmen görüşmelerine izin verilmediğini ve geri gönderildiklerini belirtiyor. Yakınların aktardığına göre cezaevi yetkilileri, kısıtlamaları mahkûmlar arasında hepatit ve tüberkülozun yayılması ve bu nedenle karantina uygulanmasıyla açıklıyor. Bazı ailelere ancak ekim ayının ortalarında yeniden başvurmaları söylendiği ifade ediliyor. Buna karşın, mahkûmların sağlık durumuna ilişkin yazılı bildirim yapılmadığı ve ailelerin güvenilir bilgi alabilecekleri resmî bir iletişim hattının da bulunmadığı belirtiliyor. Özellikle geçen yaz yaşandığı iddia edilen olaylar ciddi kaygı yaratıyor. Azatlık’ın kaynaklarına göre, temmuz ayında Akdaş Cezaevi’nden onlarca mahkûmun cenazesi ailelerine teslim edildi. İddialara göre resmî açıklamada ölümlerin aşırı sıcaklarda yaşanan oksijen yetersizliğinden kaynaklandığı belirtildi. Aileler ayrıca cenazelerin kapalı metal tabutlar veya konteynerler içinde getirildiğini, defin öncesinde yakınlarının yüzünü görmelerine izin verilmediğini ve güvenlik görevlilerinin cenaze işlemleri tamamlanana kadar bölgede kaldığını öne sürüyor. Bu iddiaların bağımsız ve şeffaf bir şekilde soruşturulması gerekiyor. Azatlık Radyosu, cezaevi yönetimi, yerel makamlar ve bölge polisinden açıklama almaya yönelik girişimlerinin sonuçsuz kaldığını bildirdi. Karantina, Bir İnsanın Ortadan Kaybolması Anlamına Gelemez Cezaevinde gerçekten bir bulaşıcı hastalık salgını yaşanmış olsa bile, karantina devleti mahkûmlara tıbbi yardım sağlama ve ailelerini bilgilendirme yükümlülüğünden kurtarmaz. Özellikle de sağlık tedbirleri gerekçe gösterilerek telefon görüşmeleri, ziyaretler, ilaç teslimi ve mahkûmun durumu hakkında bilgi alma imkânı aynı anda tamamen ortadan kaldırılıyorsa, bu durum son derece endişe vericidir. Bir kişi cezaevine girdiğinde temel haklarını kaybetmez. Tam tersine, kişi tamamen devletin kontrolü altında bulunduğu için, onun yaşamı, sağlığı ve güvenliği konusunda devletin doğrudan sorumluluğu vardır. Türkmenistan’daki cezaevlerinde tüberkülozun yaygınlığı, yetersiz sağlık hizmetleri, kötü beslenme ve yolsuzlukla ilgili haberler yeni değildir. Uluslararası insan hakları raporlarında da işkence, zalimane ve insanlık dışı muamele, tehlikeli cezaevi koşulları ve siyasi mahkûmların durumu defalarca gündeme getirilmiştir. Azatlık’ın aktardığı World Prison Brief verilerine göre, 2022 yılında Türkmenistan’da her 100 bin kişiye yaklaşık 576 mahkûm düşüyordu; bu da yaklaşık her 175 kişiden birinin cezaevinde olduğu anlamına geliyor. Akdaş’taki durum artık yalnızca cezaevi koşulları meselesi değildir. Bu aynı zamanda bir ailenin, yakınının hayatta olup olmadığını bilme hakkı meselesidir. Türkmenistan makamları derhâl mahkûmlar hakkında ailelere güvenilir bilgi vermeli, gerekli tıbbi tedavi ve ilaçlara erişimi sağlamalı, güvenli iletişim yollarını yeniden açmalı ve ölüm haberleri ile olası bulaşıcı hastalık salgınına ilişkin iddiaların bağımsız biçimde soruşturulmasına izin vermelidir. Cezaevindeki sessizlik bir devlet politikasına dönüşmemelidir. Bir insan, yalnızca arkasından bir cezaevi kapısı kapandığı için ailesinin hayatından kaybolmamalıdır.
Dayanch olarak, her bireyin temel
haklarını korumak ve geliştirmek
için çalışıyoruz.